|
Köy yaşantısı ve köylü olmak şimdiki gibi değil. Her vesile ile açıkladığım gibi eskiden köylerimiz kapalı kutu gibi idi. Kasaba ve şehirleri çocuk ve gençlerin kızlarımızın ve kadınların pek gitmesi görmesi yoktu. Hatta okur yazarlık oranı kadınlarımız arasında sıfırdı. Erkekler arasında ise ilk okul üçe kadar okunuyordu. Sonraları bu süre beş yıla çıkarıldı. Okur yazar oranı erkekler arasında bir hayli artarken kadınlar arasında bu hız istenildiği seviyede olmamıştı.
Günümüzde ise münakalenin artması geçim şartlarının zorlaşması kız erkek ayrımı gözetilmeden okumaya karşı istek ve arzuda hızla artmıştır. Okur yazar oranı bir hayli müspet şekilde ilerlerken kızlı erkekli gençlerimiz önemli mesleklerde yerlerini almaya başlamışlardır.
Eskiden insanlarımızın yetişme tarzları ve toplum yapımız saplantı halini almış gelenek ve göreneklerimizin etkisi ile bilhassa kadınlarımız cahil bırakılmışlar. Duyduğumuz işittiğimiz ve büyüklerden dinlediğimiz fıkra gibi yaşantılar da bu cehaletin eseri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu yaşantılara birkaç örnekle dokunacağım. Bunların hepsi rahmetli oldular. Hikayeleri birer anı olarak benliklerimizde kaldı.Bu yazımda bahsedeceğim olayların kahramanlarının yakınlarından peşin peşin özür dilerken kendilerini de rahmetle yad ediyorum.
Rahmetli Halil Sepetçi (Şıh dede) hepimiz az çok tanırız. Onun eskiden evi köyün içinde Koca Mehmet’in evinin önünde falan o arada bir yerde idi. Konak denilen küçük iki katlı bir evdi. Küçük dar bir avlusu vardı. Eve dıştan taş merdivenlerle çıkılırdı. Bir Kadir gecesi günü dualarla gecesini değerlendirmekte. Ali çavuşların (Ekşilerin) kara bir köpekleri vardır. Bereket olsun diye Yani Hızır eli değsin diye un çuvallarının ağzını açma adeti vardır. O köpek girer unu acayip ağız sesleri çıkartarak yemeye başlar. Oradan geçen birisi muziplik olsun diye evden bir heybe alarak gelir undan doldurur. Köpek o adamı görünce kaçar haliyle. Şıh dede den korkusundan hiç ses çıkmaz. Geleni Hızır zanneder. Sabah köy içinde konuşuluken o muzip kişi bu gün bize Hızır uğradı der. Şıh koca hemen bizede uğradı deyince adam yahu senin Hızır zannettiğin Ali Çavuşların kara köpek olmasınder. Münakaşanın gerisini ve cehaletin sonucunu size bırakıyorum.
Bakınız insanlarımızın cahil bırakılmasına ne güzel bir örnek. Köyde muhtar seçimi vardır. Oylar bir kağıda muhtar adayının adı elle yazılıp sandığa atılırdı. İşte böyle bir seçimde Rahmetli Bekir Ekşi’nin hanımına (adını bilmiyorum rahmetli Koca para’ya) oğulları kendi adayları muhtarın adı yazılı kağıdı verirler ve kaybetmemesini sıkı sahip olmasını başkasından kağıt almamasını tenbihlerler. Kadıncağız oy atmak için girip çıkar. Oğlanları sorar ana attınmı diye. Kadıncağız yok oğlum hiç atarmıyım işte verdiğiniz kağıt kuşağımın arasında duruyor der. Kız kısmısı okurmu diye kadınlarımızı cahil bırakıp aydınlığın ışığından istifade ettirilmese netice böyle olur.
Rahmetli Celal oğlu Hakkı amcayı hepiz biliriz. Bir gün at arabası ile tarladan gelir. Atlara durdurmak için dırrrrr der ama atlar biraz durmada nazlanma gösterir .Senmisin durmayan hemen arabayı bir nadas tarlaya sürer atları kan ter içinde bırakıncıya kadar nadasta yorar ve eve gelir.Atlara dırrrrr deyince yorgun ve bitkin düşen atlarda zaten yürüyecek hal kalmamıştır. Hemen dururlar. Aynı uygulama rahmetlinin kendisine yapılsa idi inanıyorum eve gelemez orada gecelerdi. Bu olay rahmetliye takılan lakabın sebebi dir herhalde.
İkiside rahmetli oldu gelin kaynananın hiç hır gürleri bitmezmiş. Kaynanayı bende az çok bilirim. Sessiz gözüken ama mızmızmı mızmız lafazan idi rahmetli. Yine bir gün gelin kaynana bağrış çağrış kavga ediyorlar. Oğlu geliyor onu anası dolduruyor. Sopayı alan Oğul içeri girip karısına yermisin yemezmisin küt pat içerden acayip dayak sesleri. Kaynana dayanamayıp bu deli oğlan gelini öldürecek bir bakın hele diye bu sefer torunlarına söylenir. Gelin her sopa sesinde öldüm bittim çığlıkları atar. Çocuklar içeri girip baktığında karısını değil duvarda dayalı dürülü duran hazırı dövmekte gelinde uyduruktan bağırmaktadır. Yani oğul karısı yerine hazırı dövmektedir. Aklınıza kim bu baba yiğit fikri gelebilir. Hanımı rahmetli oldu. Kendisi ise karıdan korkmayan bir yiğit köylümüz. Kusura bakmassanız ismi bende kalsın.
Her ne kadar bu gibi yaşantılar bize fıkra gibi gelse de hayatın birer yaşanmış olaylarıdır.Kültürel yapımızı yetişme tarzımızı ve bu dünyadan gelip göçen atalarımızın bıraktığı izlerdir. Basit birer hadise gibi görülsede gelecek nesillere belge gibidir.Geçmişi zamanımıza ve geleceğe taşıyan atalarımızın bıraktığı acı tatlı kültürel mirastır.
İnsan olmamıza ve kültür seviyemize daima en iyiyi en güzeli ilave etme gayreti içinde olmamız dileğimle.
Durmuş Karabağlı
2010
|