|
Eski zamanlardan,sene 1973 veya 74 yıllarında üç dört yaşlarımdan aklımda kalan toy ve oruçla ilgili bir benzetmedir. Eylül ve ekim aylarında göçmen kuşlar köyümüze de uğrar, bazı sürüler su içmek ve dinlenmek için pıtalık veya aşağı çayıra inerlerdi. Şimdi kuruduğunu zannettiğim köy deresi o zamanlar gürül gürül aktığından, yukarı çayırdan Kaldırım’a kadar akan su ve yeşillik boldu. Bazı köylülerimizde merak veya hobi olarak kuş avlamayı denerlerdi. Bazıları tüfekle, diğerleri ise de ellerine geçirdikleri gözerlerini kapan olarak kullanıp TOY’a çıkarlardı. Bu olayın adı TOY tutmaktı. Senenin sadece belli dönemlerinde (kuş göçü zamanlarında) olan bir olaydı ve biz çocukları götürmezlerdi.
Bu arada; TOY kelimesi öztürkçe de “kuş” anlamındadır. Hatta orta asyada “düğüne” gelinin başındaki kuş tüylerinden mülhem toy’a çıkmak veya “turnuşge” çıkmak denir. Osmanlıda da kuş, Toy olarak da isimlendirilmiştir. Eski zamanlarda Kuş merakı olan ve kuşculuk yapanlara “TOYGAR-kuşcu” denilmiştir. Osmanlı da Üsküdar’ın sakin bir tepesinde kuşculuk yapan Hamza’nın mahallesi de Toygar Hamza Mahallesi olarak ta günümüze kadar gelmiştir.
Köyde aynı dönemlerde başka hareketli zamanlar yaşanır, insanlar tarladan geldikten sonra yemeği yer yemez bir yerlere gider 1-2 saat sonra geri gelirlerdi. Bizde üç yaşındaki çocuk aklımızla sorduğumuzda ORUÇ tutuyoruz derlerdi. Sonra gecenin bir saatinde kalkıp sofra kurup bir şeyler yerlerdi. Herhalde bu yedikleri tuttukları şey olsa gerekti. O halde ORUÇ ta TOY gibi bir şeydi. Senenin belli zamanlarında geliyordu, insanlar akşam gidip yakalıyorlardı, gece de kalkıp tutukları ORUÇ kuşunu yiyorlardı. Peki ama neden beni de bu gece yemeklerine kaldırmıyorlardı. Bu oruç kuşunu bende görmeliydim. Her gece kaşık çatal sesine ne kadar erken uyanırsam uyanayım, sofrada ki oruç kuşunu bir türlü yakalayamadım.
Orucun bir kuş değilde ibadet olduğunu, ancak 5-6 yaşlarında teravihe gitmeye başladığımızda anladık. O yıllarda köye daha elektrik gelmediğinden ( hatırladığım kadarıyla 1978-79 yıllarda elektrik şebekesi kuruldu) gaz lambası ile sahura kalkılırdı. Akşam tuzyolu, değirmen yolu veya mahtoğlundan yorgun argın eve gelenler , ki eylül pancar sökümünün bitmek üzere olduğu aylar olurdu, evde “yavan yaşık” ne bulduysa, Allah ne verdiyse, ister tereyağında mercimekli bulgur pilavı, ister mercimekli kesilmiş hamuru yer ve teravihe giderdi. Köyde elektrik olmadığından camide anfi veya höparlörde yoktu diye hatırlıyorum. İnsanlar pilli radyolarda TRT Ankara radyosuna göre orucunu +3/5 dk hesaplayıp açarladı.
Asıl o zamanlarda ki gece oturmalarının, duvarda gölge oyunlarının, kay yağdığında ki arabaşıların, köy odaların tadı şimdilerde siyah beyaz resimlerde kaldı. Belli zamanlar ancak yaşanarak anlaşılır, anlatarak anlaşılması çok düşük seviyededir. Zaman için eşyanın 4. Boyutu derler. Bir olayı veya eşyayı tam anlamak için zaman profilinden bakmak gerekir. Herhalde o yılları en iyi o yıllarda yaşayanlar bilir, sonrakilerin anladığı tevatürden ibarettir.
ESKİ KÖYLÜ
|
MEVLÜT ALHAN